HABER

15 Temmuz Halk İradesine Suikast ve Memleketi İşgal Girişimi Konferansı Gerçekleştirildi

15 Temmuz Halk İradesine Suikast ve Memleketi İşgal Girişimi Konferansı Gerçekleştirildi
17.07.2017
Bu İçeriği Paylaş

Haber ve Fotoğraf: Gökçe Güzel

15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü Anma Etkinlik ve Bilgilendirme Programı kapsamında15 Temmuz Halk İradesine Suikast ve Memleketi İşgal Girişimi Konferansı Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nde (ÇOMÜ) gerçekleştirildi.

Gerçekleştirilen programa ÇOMÜ Rektörü Prof. Dr. Yücel Acer, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Ahmet Erdem, Prof. Dr. Süha Özden, Prof. Dr. Mirza Tokpunar’ın yanı sıra çok sayıda ÇOMÜ’lü yönetici, akademisyen ve idari personel katıldı.

Troia Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen konferansın açılış konuşmasını gerçekleştiren Rektör Prof. Dr. Yücel Acer “O gün, hayatını ortaya koyup şehit düşenler var. O gün, bu toplumun kazandığı bir büyük “milli irade zaferi” var. O günün her yıl dönümünde, şehit düşmüşleri anmak ve Milli İrade Zaferi’ni kutlamak, bu toplumun bir değeri haline gelmeli” diyerek günün anlam ve önemine değindiği konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Eğer başarılı olsaydı, Türkiye'yi sonu belirsiz bir yola sürükleyeceği muhakkak bir darbe girişiminin öğrettiklerini, en azından birinci yılında etraflıca ortaya koymak gerek. Bu muhasebenin sadece 15 Temmuz 2016 günü yaşananlarla sınırlandırılması epeyce eksik kalır. Öncesini, hatta sonrasını dahil etmeyen muhasebe esas dersleri kaçırmamıza yol açar.

İnancımızın Kitabı’nda, Allah’ın kendi adını ve gönderdiği dinin adını kullanarak aldatmaya çalışanların, şeytani olduğu ve yasaklandığı defalarca tekrarlanmakta. Bu temelde, aldatmadaki şeytaniliğin, sadece şeytan tarafından değil, şeytani niyet taşıyan insanlar tarafından da yapılabileceği yorumunu paylaşan çokça sayıda âlim var. Allah ve din lafzıyla sürekli talep eden, bir şeyler veren ve karşılığında hep bu dünyaya özgü bir şeyler isteyen kişi ya da yapıların niyetlerinin ayrımına varma gereği artık bu toplumun aldığı ilk ders olmalı. Oku, bil, düşün diyen Dinin mensupları, akıllarını birilerine kayıtsız şartsız teslim etmemeliler ki, Allah ile ve doğrudan dinimizle aldatılamasınlar.

Türkiye’de son 40 yıllık süreçte, tek bir siyasi parti ya da iktidarın değil, tamamının değer verdikleri bir yapılanmanın arka planını fena halde kaçırdıkları gerçeği de su yüzüne çıkmış oldu. Türk siyasetinin, değer verdiklerinin bağlantılarını, arka planını ve gerçek niyetlerini daha doğru okumaları gereği, artık büyük ve acı bir ders olarak siyaset yapanların önüne konulmuş durumda.

15 Temmuz günü gerçekleşen silahlı darbe girişiminin öncesinde de farklı yöntemlerle darbe girişimi yapmış Fetullah Gülen yapılanmasının büyük oranda yerli bir yapılanma değil, aksine daha ziyade dış kaynaklı bir yapılanma olduğunu gösterir çok emare bulunmakta. Bu gerçek, günümüzde özellikle nispeten güçlü devletlerin, diğer ülkeleri ya da toplumları bu türden, yani iç yapılanmalar oluşturarak yönlendirmeye gayret ettiği dersini de öğretmekte. Atlanmaması gereken bu ders, bu toplumun geleceğine, eğer atlanmazsa, epey faydalar sağlama potansiyeline sahip.

Darbe öncesi dönemin öğrettiği bu temel derslerin üstüne, darbe girişimi gecesinin yani 15 Temmuz gecesinin öğrettiği dersleri eklemek gerek.

Milli İradeye Sahip Çıkmayı Unutmamak Gerek!

O gece, halkın gösterdiği refleks, aslında tam olarak milli iradeye sahip çıkma refleksi idi. Bu, zor zamanlarda benzer örnekleri çok az olan, bizim yakın tarihimizde de örneği bulunmayan bir refleks. Bu, halkın bağımsızlığına sahip çıkma, yani dış işgale karşı çıkma refleksinden farklı eylem. Sayın Cumhurbaşkanı ve Başbakan, halkı sokağa davet ettiğinde ve halkın sokağa çıktığı saatlerde, aslında henüz darbe girişiminin arkasında kimin olduğu, Fetullahcı yapılanmanın olup olamadığı, halkın bilmediği bir husustu.

“15 Temmuz Bir Milli İrade Zaferidir”

Halk, kime karşı savaştığından ziyade, kendini kimin savaşmaya çağırdığına baktı. Yani, seçtiklerinin direktifine şartsız uymayı tercih etti. İşte o nedenle bu, halkın iradesine sahip çıkma ve koruma anlamında bir “Milli İrade Zaferi” dir. Bu değer, The New York Times’ın dahi itiraf edip, “Hafta sonu yaşananlar Türklerin demokrasiye bağlılığının göstergesi” diyerek kabullendiği bir değerdir.

Bunu hemen takip etmesi gereken ders, diğer ülkelerin demokrasi ve milli irade söylemlerinin özden yoksun ve aslen bir siyasi araç olduğu gerçeğinin bir kez daha ortaya saçılması ile ilişkilidir. Darbe girişimi akşamı ve hemen sonrası süreçte, darbecilerin kesin başarısızlığı belli olduğunda ancak Türkiye'nin meşru hükümetine ve Cumhurbaşkanına destek mesajları yayımlanmaya başlandı. 15 Temmuz gecesi olaylar devam ederken Türk hükümeti bunun bir darbe girişimi olduğunu belirterek Amerika’dan seçilmiş hükümete desteğini açıklamasını talep etti. Bu destek açıklaması ‘üç saat boyunca’ yapılmadı. Beklenen o açıklama, darbenin başarısızlığa uğrayacağı belli olduğunda ancak geldi. Türkiye saatiyle saat 23.57'de, yani Türk Dışişleri Bakanlığı'ndan ABD Büyükelçi’sinin aranmasından kısa bir süre sonra, Moskova'da bulunan ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, "Türkiye’de barış, istikrar ve devamlılık olmasını umuyorum" dedi. Bu açıklamada ne demokrasi vurgusu, ne de seçilmiş hükümete destek vardı.

Darbe girişimi sonrasında yaşananlardan alınması gereken dersler de büyük değerde. Bu sürecin en önemli gündem maddesi şüphesiz ki olması gerekeni, darbe girişimini gerçekleştiren yapının bertaraf edilmesidir. Hükümet, bu yapının hem dış unsurlarının hem de ülke içerisindeki unsurların zayıflatılması ve bertaraf edilmesi için çabalar harcıyor. Yargı kurumları soruşturmalar ve yargılamalar yürütüyor. Kamu kurumları, yetkileri çerçevesinde süreçler yürütüyorlar. Bu önemli süreç, tıpkı dış kamuoyunda olduğu gibi ülkemiz kamuoyunda da “yaygın bir adaletsizlik” varmış algısı ile karşı karşıya bırakılmaya çalışılmakta. Oysa, “yaygın adaletsizlik” anlayışı yerine varsa adaletsizliklerin giderilmesine yönelik öneriler ve çabalar süreci daha da güçlendirecek. Buradan öğrenilmesi gereken ise, bu tür gayri meşru yapılara toleransın, Türkiye’nin geleceğine vereceği zarar unutulmadan, bu sürecin adalet çerçevesinde ama mutlaka kararlılıkla yürütülmesi gereğidir.

Yine bu bağlamda, son bir yılda yaşananlardan çıkarılması gereken önemli bir ders, bu meselenin günlük ya da dönemsel siyasi planların bir unsuru yapılmaya çalışılmasından hareketle, başka bir kararlığının sergilenmesine duyulan ihtiyaçtır. Bu mesele, günlük ya da dönemsel siyasi planların bir unsuru yapılmadan, bir milli güvenlik meselesi olarak algılanarak, öyle hareket edilmesi gerekir. “Planlı darbe” ya da benzeri söylemler, işin özü olan gayri meşru terör yapılanmalarına karşı yürütülmesi gereken topyekun mücadele ruhunu, büyük oranda zayıflatma potansiyeli taşır. Bu yine, ülkenin geleceğine büyük bir zarardır.

 “ÇOMÜ Olarak Mücadelemizi Aynı Kararlılıkla Sürdüreceğiz”

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi yönetimi olarak, başladığımız günden beri bu yapıya karşı mücadeleyi birinci önceliğimiz yaptık. Yapmalıydık zira Üniversitemiz en güçlü yapılanmanın olduğu kurumlardan biriydi. 15 Temmuz’dan sonra da bu mücadelemizi aynı kararlılıkla devam ettirdik. Ben ve arkadaşlarım, bu meselenin üzerine büyük riskler alarak gittiler. Soruşturma komisyonunda görev alan hocalarımıza ilk cümlem şu oldu: “Birileri bu uğurda hayatlarını ortaya koyup şehit oldularsa biz de üzerimize düşeni yapacağız”. Görev yapan hocalarımıza tek tek teşekkür ediyorum ülkemiz ve üniversitemiz adına şükranlarımı sunuyorum.

“Kumpas Çevirenleri Bu Salonda Göremezsiniz”

Ancak, bazıları da komisyona bildiklerini anlatmaya çağırıldıklarında, “biz bir şey bilmiyoruz” dediler. Oysa onlarda 4 yıl boyunca ne olduğunu birebir görenlerdendi. Bazıları kısmen de içindeydi. Ama o şehit ya da gazi olan vatandaşlarımızın gösterdiği cesaretin zerresini gösteremediler. Hatta bu durumda çıkar sağlamaya da çalıştılar, dedikodu ürettiler, isimsiz yaygara yaptılar, tıpkı FETÖ’nün yaptığı gibi. Onları şimdi bu salonda da göremezsiniz, ama dışarıda kumpas çevirirken görebilirsiniz, bu şehrin vekillerini, ileri gelenlerini yalan bilgilerle yönlendirmeye çalışırken görürsünüz. Ya da çıkar ilişkisine girdikleri bazı sözde gazetecilerle yalan haberler üretmeye çalışırken de görebilirsiniz. Tıpkı FETÖ gibi. Bunlara karşı hep beraber durarak sağladığımız huzur ortamını korumak hepimizin ortak görevdir.

Değerli hocalarım, bu mücadelemizde bize zerre faydası dokunan hocalarımıza ve çalışanlarımıza, siyaseten de arkamızda sımsıkı duran sayın Valimize, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan beye, Ayhan Gider beye, bu şehirde görev yapan başta Savcı ve Hakimlerimize, Emniyet Müdürümüze, Jandarma Komutanımız ve diğer daire amirlerine Üniversitemiz adına sonsuz şükranlarımızı arz ediyorum.

15 Temmuz darbe girişiminin yıldönümünde, milli irade için, demokrasi için ve bağımsızlığımız için canlarını feda eden 249 şehidimizi rahmetle anıyoruz. Başta şehitlerimizin yakınları ve gazilerimiz olmak üzere, sokaklara çıkıp canlarını ortaya koymuş bütün vatandaşlarımızı minnetle anıyorum, şükranlarımı sunuyorum.”

Prof. Dr. Yücel Acer’in konuşmasının ardından konuşmacı olarak kürsüye çıkan ÇOMÜ Öğrenci Konseyi Başkanı Alperen Uysal darbe gecesi yaşananları anlattı ve şunları ifade etti:

“Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100. Yılının arifesini yaşadığımız bu yıllarda, ülkemizin yönü daima daha ileriye gitmek olmalıdır. Darbeler ve vesayet odakları vasıtasıyla, çeşitli defalarca prangalara maruz kalan Cumhuriyet tarihimiz, 15 Temmuz’da artık darbelerin sonsuza kadar en derin dehlizlere gömüldüğüne şahitlik etmiştir.

TBMM’deki ‘’Büyük Millet’’ ifadesi bir tabela ifadesi değildir. 15 Temmuz’un Gazi Meclisi, kendisine yapılan ihaneti asla affetmeyecektir. Bu milletin can damarlarına atılan bombaları asla unutmayacaktır.

Bundan böyle, Türkiye Cumhuriyetine, herkim ki darbe ve benzeri yöntemler ile balans ayarı vermeye kalkışırsa, bileceklerdir ki karşısında büyük Türk Milletini bulacaklardır.

İstiklal Şairi Mehmet Akif; ‘’Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın’’ demiştir. Bu vatan tektir, millet tektir ve devlet tektir. Bunları kabul etmeyen ve şüphe duyan her kim olursa karşısında bu milleti bulacaktır.

Bu millet, tekrar bir istiklal marşı yazmaya niyeti olmadığını tüm dünyaya göstermiştir. Dirilişimizden korkanlar içerideki maşaları vasıtasıyla, düzenledikleri darbe girişiminin altında ezilmiştir ve ezilmeye devam edecektir.

İstiklal Marşımız; Korkma! diye başlar. Herkim ki bir kez daha herhangi bir gaflet ile bu millete ihanet etmeye niyetlenirse, düsturu ‘Korkmamak’ olan bu milletin gazabından kurtulamayacaktır.

Bu gençlik ve bu millet; devletin yanında, devlet gibi duranları, öleceğini bile bile bayrağa siper olanları asla unutmayacağı gibi rüzgarın yönünü bekleyen maskeli ihanet odaklarını da asla unutmayacaktır.

Geçmişini hatırlayan, geçmişine sahip çıkan ve geçmişinden aldığı güç ile geleceğe sahip çıkacak olan biz gençler tüm şehitlerimize minnettarız.”

Konferansın konuşmacılarından olan Fen Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Arif Olgun Közleme ise “15 Temmuz Halk İradesine Suikast ve Memleketi İşgal Girişimi” başlığıyla Türk tarihinde darbe kültürüne dair araştırmalarını paylaştı.

Konferans, Prof. Dr. Yücel Acer’in konuşmacılara günün anısına hediye takdim etmesinin ardından gerçekleşen soru cevap kısmı ile sona erdi.   

Fotoğraf Albümü


Bu Haber 933 Kez Okundu