HABER

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) İle İlgili Yönetmelik Hakkında Ziraat Fakültesinin Görüşü

06.11.2009
Bu İçeriği Paylaş
“Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar” veya “Transgenik Organizmalar” serüveni ilk kez 1994 yılında ticari olarak patentlenen domates ile başlamıştır. Bu tarihten itibaren başta Amerika kıtası olmak üzere genetiği değiştirilmiş bitkilerin dünyada ekilişi hızla artmış ve günümüzde 120 milyon hektarın üzerine çıkmıştır. Herhangi bir canlı türünden alınan gen veya genlerin başka bir canlıya aktarılması ile GDO elde edilir. GDO’ların dünya piyasasında uzun yıllardır olmasına rağmen bu konuda tartışmalar gerek kamuoyunda gerekse bilim dünyasında hala devam etmektedir. Bu tartışmaların devam etmesinin ana nedeni, bu teknolojiye taraf olanlar ve olmayanların bilimsel bulgular ile görüşlerini destekleyememeleridir. Her ne kadar araştırma sonuçlarından bahsedilse de, bu araştırmaların hemen hemen hepsi güdümlü ve ön yargılı araştırmalardır. Ülkemizde başka bir sorun da bu konudaki bilgi kirliliğidir. Konu uzmanı olmayan kişilerin doğru olmayan veya eksik beyanları ile zaten kafası karışık olan vatandaşın kafası daha da karıştırılmaktadır. Dünya gündeminde uzun yıllardır tartışılan bu konu ülkemizde de son günlerde çıkarılan bir yönetmelik ile yeniden gündeme gelmiştir. 26 Ekim 2009 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak kabul edilen yönetmeliğe göre, GDO ve ürünlerinin belirli kurallar dahilinde ithalat ve ihracatı serbest bırakılmaktadır. Aslında bu konuda, Türkiye düzenleme yapacağını 2000 yılında Cartegena Protokolunu imzalayarak taahhüt etmiştir. 26 Ekim 2009 tarih ve 27388 sayılı gazetede yayınlanarak çıkarılan yönetmelikte bazı eksik kalan noktalar ve soru işaretleri göze çarpmaktadır. -Öncelikle bu yönetmeliğin kabul edilmeden önce uzman kişiler ve kamuoyu tarafından tartışılması daha uygun olurdu, -Bebek mamalarında yasak olması ifadesi, bu ürünlerin zararlı olabileceği kanısını uyandırmaktadır. Bu nedenle özellikle insan sağlığına etkileri konusunda kaygıların giderilmesi gerekir, -Diğer önemli bir nokta da, GDO’lu ürünlerin etiketlenmesidir. Yönetmeliğe göre % 0,9’un altında GDO’lu ürün içeren ürünlerin etiketlenmesine gerek olmaması kişilerin ne tükettiğini bilme hakkını elinden alınması anlamına gelmektedir. Bu nedenle ne kadar GDO’lu ürün içerdiğinin yanında genin kaynağı ve genin ne amaçla aktarıldığı etikette açıkça herkesin anlayacağı şekilde belirtilmelidir. Bu şekilde bu ürünlerin tüketimi kişinin tercihine bırakılmış olacaktır. Bu durum sadece Türkiye için değil diğer GDO’lu ürünlerin satışına izin verilen ülkelerde de geçerlidir. Bu nedenle bu düzenlemenin sadece Türkiye’de yapılması, ithal ürünlerden dolayı sorunu çözmeyecektir. -Bu ürünlerin denetlenmesinde bilimsel ve teknik konular için oluşturulacak komitenin üyelerinin seçiminin bakanlık tarafından yapılması, bu üyelerin bağımsız kişilerden oluşması konusunda kaygılar yaratmaktadır. -İthal edilen GDO’lu ürünlerin ülkemizde GDO’lu olmayan ürünlerle rekabeti konusunda sorun yaşayacağı başka ülkelerdeki uygulamalarla görülmüştür. Bu durum ülkemizde yetiştirilen ürünlerle ithal edilen GDO’lu ürünler arasında fırsat eşitsizliği yaratarak ülke tarımını olumsuz etkileyebilir. -Böyle bir önemli düzenlemenin yönetmelik yerine yasa ile yapılması daha uygun olabilirdi. Bütün bu kaygılara rağmen, dünya nüfus artışı göz önüne alındığında bu gibi yeni teknolojilerden uzak kalmak mümkün görünmemektedir. Bu teknolojiler insan yararı gözetilmek koşuluyla olumlu gelişmeler olarak değerlendirilmelidir.


Bu Haber 453 Kez Okundu