HABER

Kıyılarımızın Sağlık Göstergesi Deniz Kaplumbağaları

06.04.2015
Bu İçeriği Paylaş

ÇOMÜ'de Deniz Kaplumbağaları Uygulama ve Araştırma Merkezi var, biliyor muydunuz? Ayaklarımızın altından kayan dünyayı, anlamını bilemediğimiz ekolojiyi, denizlerde tükenen balığı, yüreğimizde yitirdiğimiz insanlığı merkezin müdürü Prof. Dr. Şükran Yalçın Özdilek ile konuştuk.

Deniz kaplumbağalarını araştırma fikri ne zaman, nasıl aklınıza geldi?

Yaklaşık 15 yıldır deniz kaplumbağaları üzerine çalışıyorum. Bu çalışmalara başlamadan önce Türkiye’de deniz kaplumbağalarının varlığını sadece kitaplardan okuduğum kadarıyla biliyordum. Ayrıca bir bilgim veya araştırmam yoktu. Hiç deniz kaplumbağası görmemiştim. O dönemde Hatay’da Mustafa Kemal Üniversitesi’nde Zooloji Anabilim Dalında çalışıyordum. Bir gün bakanlıktan bir grup arkadaş bölümümüzü ziyarete geldi. Bana Samandağı’nda deniz kaplumbağaları olduğunu, bununla ilgilenecek yeterli sayıda hocanın olmadığını söyledi. Samandağ çok ücra bir yer diye kimse burada çalışmıyor, çok kötü durumda bununla ilgilenir misiniz? diye sordu.  Benim de esas uzmanlık alanım tatlı su balıkları, beslenme ekolojisini çalışıyorum. Bununla ilgili çok fazla bir şey yapamam dedim. Çok rica ettiler ve görevlilerle kumsala gittim. Gördüğüm manzara çok kötüydü. Bütün yuvalar talan edilmiş, dağınık haldeydi.

Kimler talan etmiş?

Belediye oradaki kumsaldan kum alarak kanalizasyon altyapı sistemini yeniliyormuş. Kumu bedavaya getiriyorlar ama kumu tam kaplumbağaların üreme döneminde alıyorlar. Neyi tahrip ettiklerini bilmiyorlar. Bu olayın üzerine oradaki bir dernek fotoğrafları çekip, şikâyet ediyor. Türkiye Bern Sözleşmesini imzaladığı için bu konuda hukuki adımlar atıldı. Bu sözleşmeye göre nesli tehlike altında olan hayvanları ve yaşadıkları habitatları korumak ile yükümlüyüz. Bu sorumluluktan dolayı bakanlık görevlileri bu sorunu çözmek için Hatay’a geldiklerinde beni buldular ve ben de bu vesile ile kaplumbağalar ile çalışmaya başladım.

İlk ne yaptınız?

Bu konu üzerine yoğunlaşacak kimse olmayınca bir vicdani sorumlulukla Ankara Hacettepe Üniversitesi’nden tanıdığım Prof. Dr. Sedat Yerli hocama giderek yardım istedim.  Sedat Yerli hocam da bu konuda çalışmalara başlamamı istedi. Çalışmalara birkaç öğrencimi de dâhil ederek başladım. Herhangi bir ödenek olmadığı için borçlanarak çocukların ihtiyaçlarını karşıladık. Bazen de esnaf bize gıda konusunda destek oldu. O sene içerisinde çalışmalar devam etti ve toplam yirmi yuva saydık. Önce yuvaların yerlerini belirledik ve işaret koyduk. Ondan sonra sezon sonuna kadar yuvalara zarar gelmesin diye sürekli ve sistemli kontrol ettik.

Süreç içerisinde bürokratik çalışmalar yapıldı mı?

Bu çalışmalar için hem ulusal hem de yerel bir komisyon kuruldu. Yerel komisyonda belediyeden, sivil toplum kuruluşlarından kişiler bir araya geldiler. Antakya Çevre Koruma Derneğinden bir kişi bu toplantıya geldi, biz böyle toplantılar yaparız fakat hiçbir şey olmaz, dedi. Bunu duyunca çok sinirlendim, bir şeyler yapmaya inanmıyorsak ben neden buradayım sen neden sivil toplum içerisindesin. İnsanın öncelikle kendisine bunu sorması gerekir.

Deniz Kaplumbağalarıyla ilgilenmeye sosyal sorumlulukla başladınız fakat sonrasında bu alandan ayrılamadınız,  neden?

Bu hayvanlar 65 milyon yıldır dünyada yaşıyor. Düşünün insanların bile olmadığı bir dönem. Bu süreç içerisinde birçok büyük buz devirlerini atlatmışlar. Ama yaşamaya devam etmişler.  Her insanın her canlının kendine ait bir yapısı var. Bugün birçok ilaç ve teknolojiyi kullanıyorsak, doğanın içerisinden çıkan araştırmalar sonrasında bunları öğreniyoruz. Bunu bir kenara bırakalım. Yaşadığımız atmosferdeki her şey bir anda oluşmadı. Bu milyonlarca yılda gerçekleşti.  Bu nedenle doğanın değerini bilmeliyiz. Var olan her şeye sahip çıkmalıyız. Yapay olarak bir atmosfer yaratmaya çalıştığımız zaman başarısız olduk. Neden, çünkü yapay hazırlanan ortamda oksijen sabit kalmıyor ama bizim dünyamızda bu oran hiç değişmiyor. Sabit olarak kalıyor. Doğaya bakıyorum, etrafımızdaki her canlı önemli olduğu için bundan vazgeçemiyorum. Ne olursa olsun bu dengeyi korumalıyız. Çünkü düzen bozuldukça dünya ayaklarımızın altından kayıp gidiyor.

ÇOMÜ’de Deniz Kaplumbağaları Araştırma Merkezi kurmak nereden aklınıza geldi?

Deniz Kaplumbağaları Merkezi aslında bir semboldür. Çünkü nesli tehlike altında olan bir hayvan Çanakkale kıyılarını kullanıyor. Çanakkale’nin önemli özelliklerinden ve eşsiz özelliklerinden bir tanesi de kıyılarının uzun olmasıdır. Kıyılar denizin içerisindeki en verimli noktalardır. Bu kıyıların büyük kısmı deniz kaplumbağaları tarafından kullanılmaktadır. Deniz kaplumbağaları bu kıyılarda bir göstergedir. Çünkü eğer bir kıyıya deniz kaplumbağası geliyorsa burası insan için uygundur, bozulmamış anlamına gelir. Temizliğin, iyiliğin, güzelliğin, çeşitliliğin göstergesidir. Bununla birlikte birçok canlı ona bağlı olarak yaşıyor. Bunu sistemden çıkarırsak denge bozulup canlılar yok olmaya başlayacak. Ama bu bozulma içten içe gerçekleştiği için bizler farkında olmayacağız. Güvenirlilik açısından bu canlılar bizim için önemlidir.

Çanakkale’de böyle bir merkezin olmasının önemi nedir?

Deniz kaplumbağası nesli tükenmekte olan bütün canlılar için önemlidir. Burada bu merkezin önemini anlatmak için şöyle söyleyeyim, bize yaralı hayvanlar geliyor. Fakat insanlar deniz kaplumbağalarının burada olduğunu bilmiyorlar. 2006 yılında Çanakkale’ye geldikten sonra 2007’de beni aradılar ve Çardak’ta kaplumbağa var dediler, gidip gördüğümde bu türün Caretta caretta olduğunu fark ettim. Bu çevredeki balıkçıların çoğu da deniz kaplumbağalarını görmüşlerdir. Fakat Çanakkale kıyılarının önemini ne Çanakkale ne de dünya biliyordu. Şimdi dünya literatürüne Çanakkale kıyılarının deniz kaplumbağalarının beslenme habitatı olduğunu yazdıracak ve bu doğrultuda tanıtımını yapacağız. Hâlbuki öncesinde Muğla’dan Hatay’a kadar olan yer yumurtlama kumsalı olarak biliniyordu. Orman ve Su İşleri Bakanlığı deniz kaplumbağalarının yaşam alanı olarak artık Çanakkale’yi de tanıyor.

Yaralı kaplumbağaları iyileştirmek için yerimiz var mı?

Maalesef yok. Uzmanımız var ancak yer yok. Her yıl bize en az 10 tane ölü veya yaralı deniz kaplumbağası haberi geliyor. Yaralı hayvanlarımız gelince en yakındaki DEKAMER (Deniz Kaplumbağaları Araştırma Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi) yani Dalyan’a gönderiyoruz. Ama gönderdiğimiz vakalar yolda veya orada ölüyor. Çünkü mesafe çok uzak. Merkezi açarken Dardanos’ta veya Babakale yakınlarında Gülpınar’da merkez kuralım, bu merkez sadece deniz kaplumbağalarına hizmet etmesin, bütün yaralı deniz canlılarına hizmet etsin istedik. Orada ilk yardım merkezi oluşturalım istedik. Bununla da kısıtlı kalmayıp hem eğitim hem de araştırma işlerini gerçekleştiririz diye düşündük. Hatta bunu ulusal ve uluslararası boyutlara taşıyarak daha geniş bir çevre bulmasını sağlarız dedik. Böylece Çanakkale dünyada da bu konuda tanınmış olurdu. Bu sadece kaplumbağa olarak geçmeyip bilgili kişi yetiştirme, halkı bilinçlendirme ve istihdam açısından önemli bir noktaya oturacaktı. Şu ana kadar bu hayallerimizi gerçekleştiremedik.

Uluslararası alanda danışılan merkezler arasında mıyız?

Deniz kaplumbağaları konusunda fikir alışverişi yapılan merkezlerden biriyiz. Zaten ulusal deniz kaplumbağaları bilim komisyonu var. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nden biri olarak ben de bu komisyonun içerisindeyim. Bu komisyon on kişiden oluşuyor. Aynı şekilde hem Akdeniz hem de genel uluslararası deniz kaplumbağaları komisyonlarının bir şekilde içinde yer alıyoruz.

Yakın zamanda bizleri bekleyen akademik bir etkinlik var mı?

Deniz kaplumbağalarıyla dünya o kadar ilgileniyor ki 18-24 Nisan arasında 35. Deniz Kaplumbağaları Sempozyumu Türkiye’de yapılacak. Binin üzerinde katılım bekliyoruz. Ben de organizasyon grubundayım. 

Doğal yaşamın bozulmaması için akademik anlamda şu anda nasıl çalışmalar yapıyorsunuz, genelde neler yapılmalı?

Şu anda bir TÜBİTAK (111Y280 nolu) projem tamamlanmak üzere. Burada kararlı izotopları kullanarak besin ağının nasıl değiştiğini barajların besin ağını nasıl etkilediğini çalışıyoruz. Barajlar yapılıyor ama sistem nasıl etkileniyor. Bunu aynı şekilde kıyılarımız için de yapabiliriz. Eğer bir canlı beslenme amaçlı kıyılarımızı kullanıyorsa bunu bilimsel olarak kanıtlamamız gereklidir. Bilimsel olarak kanıtladıktan sonra nesli tehlike altında bir hayvan da oradaysa kimse bir şey yapamaz. Ama bu zamana kadar bizim kıyı alanlarımızda bu alandaki çalışmalar kısıtlıdır. Üzerimizdeki belli sorumluluklar azaldığında hem Akdeniz fokları hem de deniz kaplumbağalarının kesin olarak yaşadığını gösterecek çalışmalar yapıp, onların denizel habitatlarını ortaya koymamız gerekiyor. Eğer bunu ortaya koyarsak Bern Sözleşmesi gibi anlaşmalarla o kıyılara hiçbir şekilde zarar verilemez. Üniversitelerde bu anlamda katkı sunabilirler.

Son dönemlerde Çanakkale’nin balık türleriyle ilgili kayıpları var mı?

Maalesef bu konuda kayıplarımız büyük. Hatta şu şekilde ifade edeyim, araştırma yapacağımız zaman dahi yeterli düzeyde balık çeşitleri bulamıyoruz. Özellikle etini en sevdiklerimiz ve lezzetli olanlar balık türleri içerisinde en hızlı tükenenler oluyor.

Çalışmalarınızda özellikle dikkatinizi çeken bir balık türü var mı?

Yılan balıkları üzerine çalışıyorum. Onların hayatları tam bir destan gibi. Hayatlarında bir defa döl verip, Meksika Körfezindeki denize gidiyorlar. Bütün Akdeniz içerisindeki kıyılara gidiyorlar. Hatta Çanakkale’ye Sarıçay’ın ağız kısmına da geliyorlar. Buraya kadar gelmeleri yavruyken oluyor. Nehir ağzında kaldıkları süreçte şekilleri değişiyor sonra da nehirlerin üstüne çıkıyorlar. Bu esnada beslenip kısa sürede boyları 10 cm’den 20 cm’e kadar uzuyor. Ancak gelişimlerini tamamlamaları için akarsuların üst kesimlerine göç etmeleri gerekiyor. Yaklaşık 8-13 yıl akarsuda kaldıktan sonra nehir ağzında dişi ve erkekler bir araya geliyorlar ve orada bir müddet adaptasyon süreci yaşayıp sonrasında tekrar yüzmeye başlıyorlar ve ilk çıktıkları nokta olan Meksika Körfezine dönüp yumurtalarını bırakıyorlar ardından da ölüyorlar. Böyle bir hayat döngüleri var. Bu balıklar kaplumbağalardan da eski bir dönemden beri varlar. Özellikle yağları Omega-3 yağ asitleri açısından çok zengin ve ilaç sanayisinde kullanılıyor ama daha çözümleyemediğimiz pek çok faydaları var, bizler bunların değerini bilmiyoruz.

Röportaj : Öznur Doğangün

Deşifre : İbrahim Cebe

Fotoğraf : Gökçe Güzel



Bu Haber 771 Kez Okundu