Prof. Dr. Demircan:Çıkan Yangınların Önemli Nedenlerinden Birisi Göktaşları Olabilir 19.08.2013

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Astrofizik Araştırma Merkezi (ÇAAM) ve Ulupınar Gözlemevi Müdürü Prof. Dr. Osman Demircan ile keyifli bir söyleşimiz oldu. Ulupınar Gözlemevi’nde yapılan çalışmaları anlatan Demircan geçtiğimiz günlerde Taşlıtarla Köyü’nde çıkan yangına bir göktaşının neden olduğu iddiası konusunda da çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Ulupınar Gözlemevi’nde ne gibi çalışmalar yapılıyor?

Birçok çalışmamız var. Yapılan şeyler daha çok galaksinin dinamiği ve yıldızların fiziksel özellikleriyle ilgili çalışmalar oluyor. Biz yıldızları çok kararlı, dengeli ve parlak ışık noktaları olarak görüyoruz ama onların ışıklarında hem niceliksel hem niteliksel olarak değişimler oluyor. O küçük değişiklikler teleskoplara bağlı dedektörler ile kayıt altına alınabiliyor. O kayıtlardaki ışık değişimleri analiz edilerek değişimin nedenleri üzerine yorumlar yapılıyor.  Yıldız sismolojisi bunlardan biri.

DÜNYADAKİ DEPREMSELLİĞİ YILDIZLARDA ARAŞTIRIYORUZ

Nedir yıldız sismolojisi?

Yıldız sismolojisi yıldızlarda depremler demektir. Yıldızda bir kuvvet dengesi bozulduğunda yıldız pulsasyon yapmaya başlıyor. Büzülüp genişliyor. Bu pulsasyonun mutlaka çapsal olması gerekmiyor. Bazı yıldızlarda bu pulsasyon yüzeyin hareketi şeklinde oluyor. Bu da dünyada kıtaların hareketine yani depremlere benziyor. Dünyada kıtaların hareketinin yıldızlardaki karşılığı yıldız yüzeyindeki basınç ve sıcaklık değişimleri olarak gözleniyor.

Yani kıtaların hareketi yıldızlarda da gözlenebiliyor.

Evet, biz dünyadaki depremsellik olayının benzerini yıldızlarda araştırmış oluyoruz. Yıldızda deprem oluyor. Biz onun belirteçlerini, o değişimleri kayıt altına alarak nedenleri üzerine çalışmalar yapıyoruz. Orada bulduğumuz sonuçlar ile belki de gelecekte dünyadaki depremleri daha kolay açıklayacağız.

DÜNYAYA TEHLİKE OLUŞTURABİLECEK ASTROİTLERİ GÖZLEMLİYORUZ

Gazetelerden ‘astroit dünyanın yakınından geçti’ gibi haberleri görüyoruz.

Evet, astroitler; güneş sistemi içerisinde Mars ile Jüpiter arasında gezegen oluşturamamış büyük kaya parçalarıdır. Öyle kaya parçaları ki çapları 1000 kilometre kadar olabiliyor. Bu kayaların sayısı ise 100 binin üzerinde ve birçoğu dünyaya yakın geçiyor. Astroitler önemsediğimiz bir alan. Gözlemevimizde bir grup bu astroitleri izliyor. Teleskopla onların kayıtları alınıyor. O kayıtlardan o taşın büyüklüğü, uzaklığı, ne zaman ve nereden geçtiği inceleniyor, yörünge analizi yapılıp o yörüngenin değişimi üzerine çalışmalar yapılıyor. Dünyaya çok yaklaşan astroitler için ne zaman dünyaya çarpabileceği gibi tahminler de yapılabiliyor. Ortak çalıştığımız gözlemevleri var. Onlarla toplantılar yapıyor, bilgileri paylaşıyoruz. Dünyaya tehlike oluşturacak astroitlerin gözlemleri üzerine üst düzey bir çalışma grubu çalışmalarını burada sürdürüyor.  

 11 YENİ YILDIZ KEŞFETTİK

Başka ne gibi çalışmalarınız var?

Bunların haricinde yıldızların etrafında gezegen gibi görünmeyen başka cisimlerin keşfi bir başka önemsediğimiz araştırma alanı. Bu çalışmalarla sadece başka yıldızların etrafında gezegen değil, başka yldızların etrafında görünmeyen gaz-toz bulutları ve başka yıldızların varlığı üzerine de çalışmalar yürütüyoruz. Bu zamana kadar diğer yıldızların etrafında görünmeyen ama varlığını kanıtladığımız 11 yeni yıldız keşfedildi. Bunlardan bazılarının kütleleri o kadar küçük ki gezegen mi yıldız mı olduğu ile ilgili tartışmalı yayınlar oluşturuluyor.

Örten çift yıldızlar üzerine de yoğun çalışmalar yapılıyor. İki yıldız bir kütle merkezi etrafında yörünge hareketi yaparlarken biri diğerinin önünden geçiyor ve diğerini örtüyor. O örtme sırasında toplam ışık değişiyor. Bu konuda da birçok tez çalışmamız var. Sürekli yayına dönüşüyor bunlar, tez yapılıyor. Çalışmalarımız sürüyor.

Tüm bu çalışmalar için yeterli donanımınız var mı?

Gözlemevimizde şu anda 4 teleskop çalışıyor. Bu teleskoplardan bir tanesi 2 sene önce kurulan İstanbul Üniversitesinin 60 cm’lik teleskopu. İstanbul Üniversitesi burayı cazip bulup bizimle ortak bilimsel araştırma çalışmalarına katıldı ve bu teleskopu buraya kurdu. Ortak kullanıyoruz.

“TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK TELESKOBUNA SAHİBİZ”

Teleskoplarımızdan bir tanesi 122 cm çapında ve Türkiye’nin en büyük teleskopu. Çok özel bir teleskop. Özel bir basınç sistemiyle çalışıyor. Yıldızları çok hassas takip edebiliyor.

TAŞLITARLA KÖYÜ’NDE NELER OLDU?

Geçtiğimiz günlerde Taşlıtarla Köyü’nde çıkan orman yangının çıkış nedeniyle ilgili birçok haber çıktı. Bu yangına gökyüzünden düşen bir göktaşının neden olduğu iddiası ortaya atıldı. O gün Taşlıtarla’da neler oldu?

Taşlıtarla köyü Bayramiç’e giden yol üzerinde. Bu yol doğanın içerisinde ormanların göletlerin kenarından geçtiğiniz çok güzel bir yol. Taşlıtarla köyü de o yol üzerinde. Köy halkı 11 Ağustos sabahı saat 11.20’de bir patlama sesiyle evlerinden çıkmış. Ne oluyor diye baktıklarında gökyüzünden bir ışığın hızla ilerleyerek yere düştüğünü ve o yerden dumanlar çıkmaya başladığını görmüşler. Bu ışığın parlak olduğunu ve deniz anası gibi bir şekli olduğunu ifade ediyorlar.

Gökten düşen bir şey yangına neden oluyor. Gerçekten çok ilginç bir durum. Ben literatürde böyle bir şey okumadım, görmedim. Bir arkadaşla beraber gittik. Yangın alanı daha yeniydi. İnsanlar orada yangın söndürmek için uğraşıyorlardı. Onlarla görüştük, bilgileri aldık. Ondan sonra da yangın alanında araştırma yaptık. Eğer göktaşıysa ve düşerken patlıyorsa parçalar halinde düşer yere. Göktaşı olabilecek nitelikteki taşları topladık. Şimdi elimizde 10-15 tane taşımız var. Bunlardan özellikle bir tanesi düştüğü yerde parçalanmış. İç yapısı mermere benziyor ve diğerlerinden farklı.

Nerede şimdi bu taşlar?

Hepsini analiz için İstanbul’a gönderdik. Orada ilk analizler yapılacak. Kesin sonuçlara ulaşamazsak Fransa’da bağlantıda olduğumuz bir laboratuvara göndereceğiz.

“Ormancılar yangınların %80’nin nedenini bilemiyorlar. Çıkan yangınların önemli nedenlerinden birisi bu göktaşları olabilir”

Peki ne yapıyorlar? O taşın göktaşı olduğunu nasıl anlıyorlar?

Kimyasal kompozisyonlarından anlaşılıyor. Göktaşlarının kimyasal kompozisyonundaki madde oranlarıyla normal taşların madde oranları farklıdır. Mesela buradaki taşlarda demir çok az veya hiç yokken göktaşında %20 oranında demir olabiliyor. Bütün elementlerin kimyasal bolluklarına bakılıp göktaşı olup olmadığı anlaşılıyor.

Sizce bu yangının sebebinin göktaşı olma ihtimali nedir?

Ben %50 diyorum. Bu haber basında çıktıktan sonra bizi Marmara Ereğlisi’nden aradılar ve benzer bir olayın orada da gerçekleştiğini söylediler.  Şimdi oraya da bir ekip gönderdik. Orada da araştırma yapılıyor. Ormancılar yangınların %80’nin nedenini bilemiyorlar. Çıkan yangınların önemli nedenlerinden birisi bu göktaşları olabilir.

TÜRKİYE’NİN GÖKTAŞI ENVANTERİ ÇIKARILACAK

Göktaşlarının yangına sebep olup olmadığı ile ilgili bir çalışma yok mu?

TÜBİTAK tarafından desteklenen ve birçok üniversitenin dahil olduğu bir projemiz var. Bu proje ile mobese kameralarına benzer ve 360 dereceyi görebilen kameralarla düşen göktaşları otomatik olarak kaydedilecek. Öncelikle Türkiye’nin %10’nu kapsayacak şekilde bir pilot bölge belirledik. Marmara Bölgesi’nde olan bu pilot bölgede o kameralar tüm alanları tarayacak. Şimdilik %10 ile başlayacak ve sonrasında yaygınlaştırılacak. Böylece Türkiye’nin göktaşı envanteri çıkarılacak ve bilinmeyen göktaşları bulunacak.

Bu göktaşları kuyruklu yıldız kalıntıları. Kuyruklu yıldızlar buzla kaplı oluyor. O buz eriyip buharlaşıyor ve içinde taş, toprak, kaya parçaları kalıyor. Onlar da dünyaya düşünce biz onlara göktaşı diyoruz. Bu göktaşları uzaydan kargoyla bize gönderilen özel paketler gibi. Güneş sisteminin oluşumundan itibaren, yani 5 milyar yıl öncesine ait bilgiler barındırıyorlar. O kadar değerliler.  

Hatta o kadar değerli ki birçok ülke her yıl Antarktika’ya göktaşı aramaya gidiyor. Antarktika buz kaplı olduğu için orada siyah gördüğünüz her şey göktaşı. Çünkü başka bir şey yok. Buz ve gökten düşen taşların izleri var. Ekipler oralara gidip belli alanlarda göktaşı arıyorlar ve çok sayıda göktaşı bulup dönüyorlar. Türkiye bunun çok farkında değil henüz. Antarktika’daki bu bilimsel araştırmalara Türkiye’nin de katılması gerekir.

Zaman ayırdığınız için teşekkürler.

 

Röportaj: Fatmanur Güder

   Tarih 19.08.2013 
 
KampüsFM-Canlı Dinle